Yıkılmış binaların arasında dolaşan kameralardan izliyoruz hep beraber çaresizliğimizi. Önemsenmeyen, önemsemediğimiz, ancak başımıza geldiğinde hayıflandığımız, dehşeti izlerken duygulanıp isyan ettiğimiz, deprem denilen doğal afet, bir kez daha vurdu derinliklerimizden bizi. Oy uğruna göz yumulan derme çatma yapılar, kontrolsüz, kuralsız şehirleşme, rant hesapları, harcı kanla yoğurup, tuğlalarını insan bedenlerinden oluşturuyor. İnsanoğlunun ulaştığı mühendislik seviyesi, bilimsel gelişim ve on yıllardır yapılan uyarılar göz ardı ediliyor.
Uzak değil, bir ağustos ayında vurup geçtiğinde suratımıza tokadını, ders alma adına hamasi nutuklar atıyordu sorumlularımız kürsülerden. Yalandı biliyorduk ama inanmak istiyorduk, sustuk. Sonra zaman örtüp geçti enkazların üstünü, unuttuk Yeniden defalarca uyardı doğa, deprem oldu vurdu, sel oldu aktı, göz göre göre umursamadık, savuşturduk.
Şimdi üstümüze yıkılan aldanmalarımız ve aldatılmışlığımızı telafi etmek için yardımlar topluyoruz felaketin muhataplarına.
Oysa yıllardır deprem vergileri kesildi her birimizden, deprem haritaları çıkarıldı uzmanlarca, uyarılar yapıldı kentleşmelerle ilgili, önlemler alınması istendi bilim insanlarınca, boşuna feverandı tüm bunlar, anlıyoruz ki duble yol olmuş tüm toplanan paralar göz boyamacasına.
Felaketi fırsat bilip yeni söylemler geliştiriyor birileri. Kimsenin gözyaşına bakılmayacağını, el konulup hastalıklı mahallere şehirlerin inşasının yeniden yapılacağını ilan ediyorlar. Sorumluları dokunulmazlık zırhının içinde saklayarak, yüksek perdeden kendilerini aklayarak.İnanıyor musunuz?
Siz hangi durumda sarsılırsınız? Ya da en çok ne sarsar sizi?